Gönderen Konu: Patent İhlallerinde Hapis Cezası Varmı?  (Okunma sayısı 4240 defa)

Ziyaretçi

  • Ziyaretçi
   Slm, Biz tekstil işiyle uğraşıyoruz, yapmış olduğumuz bazı tekstil modelleri başkaları tarafından patentlenmiş olabilir, olabilir diyorum çünkü modelleri yaparken hernekadar kendimiz yapsakta sonuçta müşteri talepleri piyasa durumuna göre hep benzer modeller üretiliyor. Ürettiğimiz modellerden birkaçı başka firmalar tarafından tescil edildiyse bizim yasal sorumluluğumuz ne olur? Sonuçta biz iyiniyetle hareket ediyoruz, kimsenin modelini alıp birebir kopyalamıyoruz, Hapis cezası alırmıyız? Cevaplarınız için çok sağolun.

Ziyaretçi

  • Ziyaretçi
Emre bey,

Model tescili endüstriyel Tasarım tescili olup 554 Sayılı KHK uyarınca korunur.

Anayasa mahkemesi KHK lerle Hapis Cezası verilemeyeceği gerekçesiyle KHK düzenlenen Hapis Cezalarını İptal etti.

İptal edilen hapis cezaları Markalar için kanunla tekrar konuldu ama Patent, Faydalı Model ve Endüstriyel Tasarımlar için henüz kanun çıkmadı.

Kısacası şu an (24.06.2010) itibariyle Tasarım ve Patent ihlallerinde hapis cezası yok ama Marka ihlallerinde var.

Not:  tazminat ve tedbir talepleri mevcut

Ziyaretçi

  • Ziyaretçi
Patent, Faydalı Model, Tasarım haklarına tecavüz hallerinde 551 ve 554 sayılı KHK düzenlenen HAPİS cezaları kaldırıldı ve henüz yeni bir düzenleme getirilmedi Fakat TTK kapsamında hapis cezası söz konu olabilir

Ziyaretçi

  • Ziyaretçi
   
Eskiden vardı ama malesef artık yok

Ziyaretçi

  • Ziyaretçi

vardı kalktı ve bu gidişle geleceğide yok

çünkü biz kuralları seven bir toplum değilliz

Marka nemiş Patent ne kim iyi yapıyorsa kim ucuza satıyorsa o kazansın anlayışı toplumun yansıması olan milletvekillerinde de hakim olduğu sürece bu kanun çıkmaz

Ziyaretçi

  • Ziyaretçi
Patent ve tasarımlarda ceza hükmü yoktur bir ara markada da yoktu ama şimdi var aşağıda marka, patent ve tasarımlar ihlalleri için ceza verilmemesi yönünde yargıtay kararı mevcuttur;

T.C.

YARGITAY

7. Ceza Dairesi

E:2006/16811 K:2009/2220 T:11.02.2009

 Marka Hakkına Tecavüz Haksız Rekabet Suç ve Cezaların Kanuniliği

Özet

Kanunsuz suç ve ceza olamayacağından, sanığın marka hakkına tecavüze ilişkin eylemini 556 sayılı KHK ile suç saymak mümkün değildir.

556 s. KHK m. 61,82 6762 s. Yasa m. 57 551 s. Yasa m. 47,51,52 5237 s. Yasa m. 2,5,7

 

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

5252 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un geçici 1. maddesi ve buna bağlı olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 5. maddesinin 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe girmesi sonucu ve aynı Kanun'un 2. maddesi hükmü karşısında, dava konusu eylemin atılı suç oluşturup oluşturmayacağı hususunun değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu bağlamda sanığa atılı tescilli marka hakkına tecavüz eylemleri ve bu fiilleri işleyenlere uygulanacak yaptınmlan düzenleyen mevzuat tarihsel olarak incelendiğinde;

11 Mayıs 1888 tarihli Alameti Farika Nizamnamesi ile bu konuda hükümler getirildiği, 03.03.1965 tarihli 551 sayılı Markalar Kanunu ile yeni bir düzenleme yapıldığı ve Kanun'un 54. maddesiyle Alameti Farika Nizamnamesi ile ek ve değişikliklerinin yürürlükten kaldırıldığı, 24.06.1995 tarihinde yürürlüğe giren ve tescilli markalarla ilgili cezai koruma hükümleri getiren 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 4128 sayılı Kanunla değişen 82. maddesiyle 551 sayılı Markalar Kanunu'nun yürürlükten kaldırıldığı görülmektedir.

Tescilli markaların cezai korunması konusunda ülke mevzuatımızla ilgili olarak yapılan hukuki değişikliklere işaret edildikten sonra somut olay değerlendirildiğinde;

Sanık hakkında 556 sayılı KHK'nın 61/A-c maddesi uyarınca cezalandırılması için kamu dava açılmıştır. Bu maddenin atıf yaptığı 61. maddede ise, kararname hükmüyle suç tanımları düzenlenmiştir. 5252 sayılı Yasa'nın geçici 1. maddesinde "Diğer kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2008 tarihine kadar uygulanır", 5237 sayılı TCK'nın 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5/1. maddesinde "Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır" ve aynı Kanunun genel hükümleri arasında bulunan 2. maddesinin birinci fıkrasında ise "Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanmaz ..." hükümleri yer almaktadır.

Olayımızda sanığa atılı eylem, ceza içeren özel bir hukuk düzenlemesi olup, 5. maddede sözü edilen özel ceza kanunları ya da ceza içeren kanunlar kapsamında bulunmaktadır. O halde atılı eylem, TCK'nın 2. maddesi hükmü kapsamında değerlendirilmelidir. Bu duruma göre, KHK hükmüyle getirilen bu düzenleme, TCK'nın 2. maddesinde öngörülen kanunilik ilkesine uygun bulunmamaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi'nin 03.01.2008 gün ve 2005/15 E, 2008/2 K sayılı kararıyla, gerekçeleri arasında "... suç ve cezalara ilişkin esasları düzenleyen 38. madde Anayasa'nın ikinci kısmının ikinci bölümünde yer aldığından, bu konudaki düzenlemelerin Kanun Hükmünde Kararname ile yapılması olanaklı olmadığı gibi, bu eylemlere ceza öngören maddenin yasayla düzenlenmesi de bu sonucu değiştirmez..." şeklinde görüşe de yer verilerek, 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK'nın 9. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarının b bentlerinin markaların hukuki ve cezai korumasını bütünüyle ortadan kaldıracak şekilde kanunilik ilkesine aykırılık nedeniyle iptal edildiği de bilinmektedir. Bu durum karşısında, 5252 sayılı Kanun'un geçici birinci maddesi ile TCK'nın 2. maddesi ve 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren

5. maddesi birlikte değerlendirildiğinde; 556 sayılı KHK'nın suç tanımlayan hükümlerinin tümüyle zımni olarak ilga edildiğinin (örtülü olarak yürürlükten kaldırıldığının) kabulü gerekmektedir. Bu hukuki değerlendirmeye göre atılı eylem, 556 sayılı KHK hükümleri kapsamında suç oluşturmayacaktır.

Öte yandan, 556 sayılı KHK'ya göre suç oluşturmayan eylemin Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen haksız rekabet suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da bu noktada ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Buna göre, 1474. maddesi gereğince 01.01.1957 tarihinde yürürlüğe giren 6762 sayılı TTK'nın 57. maddesinin 5. fıkrasında; başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, işaret gibi tanıtma vasıtaları haklarına tecavüzün yanında, tescilli ve tescilsiz ayırımı yapmadan marka hakkına tecavüz de haksız rekabet suçu olarak tanımlanmış ve cezası 64. maddede belirtilmiştir. Bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra 3 Mart 1965 tarihinde yürürlüğe giren 551 sayılı Markalar Kanunu'nun 47. maddesinde de tescil edilmiş marka hakkına tecavüz halleri ayrı ayrı tanımlanmış ve yaptırımı da 51 ve 52. maddelerde belirtilmiştir. Her iki düzenlemede de tescilli marka kullanma haklarına tecavüz halleri belirlenmekte ve yaptırıma bağlanmaktadır. Bu nedenle, gerek Türk Ticaret Kanunu ve gerekse 551 sayılı Markalar Kanunu'ndaki düzenlemeyle korunan ortak değer, marka kullanma hakkından doğan haklardır. Marka hakkına tecavüz fiillerinin unsurları her iki düzenlemede de aynıdır ve iki yasa birlikte uygulanamayacağından tam olarak oluşan yasa çatışması kuralları uyarınca sonradan yürürlüğe giren, tescilli markalara hukuki ve cezai koruma getiren 551 sayılı Kanun'daki düzenleme TTK'nın 57/5. fıkra hükmünü tescilli markalarla sınırlı olmak üzere örtülü olarak yürürlükten kaldırmıştır. Bu kanun da (551 sayılı Kanun) 556 sayılı KHK'nın değişik 82. maddesiyle yürürlükten kaldırılmış bulunduğundan ve yürürlükten kalkan eski düzenlemeler canlanamayacağından sanığa atılı eylem haksız rekabet suçunu da oluşturmamaktadır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle sanığın temyiz itirazları yerinde görüldüğünden, mahkumiyet hükmünün (BOZULMASINA), 5237 sayılı TCK'nın 7/1. maddesi ve 5320 sayılı Yasa'nın 8. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nın 322. maddesi uyarınca suç oluşturmayan atılı fiilden sanığın BERAATİNE, atılı eylemin suç oluşturmaması nedeniyle suç konusu olmayan ve inceleme tarihinde yürürlükte bulunan 5833 sayılı Kanunla değişik

556 sayılı KHK hükümlerine göre bulundurulması da bizatihi suç teşkil etmeyen dava konusu eşyaların sanığa iadesine, 11.02.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.